Korona Virüs Türkiye İçin Son Bilgiler

Korona virüs yıllardır bilinen bir virüs olmakla beraber insandan insana bulaşması yeni mutasyon formu ile beraber tecrübe ediliyor. Bu form Covid19 olarak adlandırılıyor ve tecrübelerimiz son 3 aya dayanıyor.

Korona virüs çok hızlı yayılabiliyor, çok bilinen bir konu olmadığı için nasıl savaşılacağı konusunda deneyim yeterli değil. Bu nedenle evde kalmak öneriliyor ve çıkılacaksa mutlaka maske kullanmak gerekiyor. Maske konusunda son günlerde zorunluluk getirildi ve toplu taşıma araçlarında dağıtılmaya başlandı. Özellikle evlere PTT kargo ile yollanacağı bildirildi. Böylece mümkün olduğunca bulaşma riski azaltılmaya çalışılıyor.

Tüm sağlık kurulları, üniversiteler, deneyim kazanan hekimler sahada gördükleri vakalarda olumlu gelişme yaratan bilgileri hızla paylaşıyorlar. Bu nedenle hekimler arası iletişim çok hızlı ve gelişmeler tüm ülkelerde hızla uygulamaya geçiyor. Hekimler arasında çok güçlü ve hızlı bir bilgi ve deneyim paylaşımı söz konusu. Deneyimlerin bilimsel temellerini oluşturmak zaman alacak olsa bile acil durum nedeniyle daha önce başka hastalıklarda kullanılmış, etkisi ve yan etkileri bilinen ilaçlar hızla kullanılarak hastaların ölüm oranlarını düşürmeyi başarıyorlar. İvermectin etken maddeli, zaten kullanılmakta bir ilaçla ilgili iyi sonuçlar saptanması ümit oluşturmaktadır. Oseltemavir, favipravir, klorokin, azitromisin, tocilizumab gibi bilinen bazı ilaçlar vakaların durumuna göre tercih edilmektedir. Bu nedenle korona virüsün ülkemize geç gelmiş olması büyük şans ve biz diğer ülkelerde 3 aydır edinilmiş deneyimleri ilk anda uygulayabilmenin avantajını yaşıyoruz.

Hızlı bulaşması tehlike yaratsa da bağışıklık sistemi güçlü olan bireylerde belirti bile vermeden atlatılabiliyor. Hafif belirtilerle atlatanlar hiç de az değil. Az oranda ağır atlatan vakalar olabiliyor. Bu vakaların aşırı reaksiyon veren bağışıklık sistemine sahip oldukları ve aşırı reaksiyon ile akciğerlerde solunum yetmezliğine girdikleri bilgisi veriliyor. Bağışıklık sisteminin aşırı reaksiyon vermesi çok güçlü olduğu anlamına gelmiyor. Aşırı reaksiyon aslında normal çalışamıyor demek, düzeni değişmiş demek, aşırı alarmda demek, gerekeni yapmak yerine işi zora sokan başka maddeler salgılıyor demek.

Bağışıklık sisteminin aşırı salgıları ile birlikte şeker hastalığı, kalp damar hastalığı, insülin direnci, otoimmün kronik hastalığı olanlarda daha ağır seyretmektedir.

Bağışıklık sistemi normal çalıştığında virüsle karşılaşınca o virüse özel immünoglobülin üretir ve bağışık hale geçer. Aşıların yapılma prensibi de budur aslında. Aşılama sırasında zayıflatılmış, hastalık yapma gücü azaltılmış virüsü vermek ve ona karşı bağışıklık oluşturmak esasına dayanır. Böylece hastalığa karşı vücudumuz hazır hale gelir ve tekrar karşılaşırsa hemen immünoglobülin yaparak virüsü etkisiz hale getirebilir. Böylece hastalığı hafif atlatır veya hiç belirti olmadan farkında olmadan atlatabilir.

Bağışıklık sisteminin normal çalışması ve aşırı reaksiyon vermesi konusu çok detaylı bilgi gerektiren bir konudur. Detaylarını burada özetlemeye çalışırsak en önemli başlık olarak beslenmeyi incelemek gerekir. Beslenirken tercih ettiğimiz gıdalar, pişirilme yöntemleri, tükettiğimiz saatler, aldığımız ilaçlar ve besinlerle vücudumuza giren kimyasallar bağışıklık sistemimizin nasıl çalışacağının belirleme özelliğine sahiptir.

Bağışıklık sisteminin yaklaşık %80 i bağırsaklarda diğer kısmı diğer organlarda yerleşik konumdadırlar. Dışarı ile en büyük oranda bağlantı sağlayan, dışardan zararlı etkenlerin vücuda giriş kapısı ve temas noktası sindirim sistemi, az oranda da solunum sistemidir. Gıdalar yoluyla ağızdan, solunum yoluyla havadan patojen alabiliyoruz. Tehlike neredeyse güvenlik güçlerinin orada olması çok da normal karşılanmalıdır.

Beslenirken vücudumuzu desteklemek de mümkün kösteklemek de. Biz hangisini seçiyorsak onunla ilgili sonuçlarla yaşamayı deneyimliyoruz.  Ne ekersek onu biçiyoruz, rüzgar eken fırtına biçiyor ne yazık ki. Sürekli savaşması gereken toksinler, zararlı maddeler, kimyasallarla karşı karşıya kalan bir vücut gücünü bunlara gereksiz harcadığı için asıl mikroplarla savaşması gereken durumda üstüne düşeni yapamaz duruma gelebiliyor. Yani gereksiz detaylarla çok yorulan, sürekli alarmda olan ve malzemesini burada harcayan sistem gerçek görev çıkınca olağan işlevini yapamaz hale gelebiliyor.

Vücudumuzu yoran ve çok çalıştıran toksinleri farklı yollarla almak mümkündür. Tüm insanların yaygın olarak yaptığı ortak davranış beslenmedir. İstisnasız her birey beslenir. Beslenirken toksin almanın en kolay yolu işlenmiş gıda maddeleri ve paketlenmiş katkı maddesi içeren yapay gıdalardır. Bunlar alındığında doğada olmayan ve vücudun hiç alışık olmadığı kimyasallar da alınmış olmaktadır. Bunların bağırsak üzerine etkileri kitaplar dolusu yayına konu olmaktadır. Bağırsak hücreleri, bağırsak geçirgenliği ve bağırsak florası üzerindeki etkileri geniş şekilde incelenmiştir. Bağışıklık sistemini bu mekanizma üzerinden uyarmaktadır.

Sağlıklı beslenme dediğimizde sebze ve meyvelerden söz etmiş oluyoruz genellikle. Bunlarla alabileceğimiz toksinler beraberinde gelen zirai tarım ilaçları, topraktan ve sudan aldıkları kimyasallar olabilir. Çevre kirliği ile mücadeleye vereceğimiz önem bizi bunlardan koruyacaktır. Çevreye duyarlılık sağlığımızın ve hatta yaşamın garantisi olabilecek öneme sahiptir. Gıdaları yemeden önce bu kimyasallarda olabildiğince arındırmaya çalışsak da önlemeye çalışmak en doğru hareket olacaktır.

Toksinlerin en fazlası ve en zararlısı vücudumuza sigara ile sağlanmaktadır. Tütün ve tütün ürünlerinin tüketimi veya pasif olarak dumanını solumak toksin alımında çok önemli bir faktör oluşturmaktadır. Vücuda giren çok sayıda toksin vücutta seferberlik ilanı gibidir. Vücudun atabileceğinin üzerinde bir yük oluştuğu için toksin atılım organları çok çalışmakta buna rağmen atmayı başaramamaktadır. Atamadıkları da depolanmakta ve kronik irritan olarak vücuttaki yerini almaktadır. Serbest radikaller ne kadar çoksa bağışıklık sistemi doğru çalışamaz. Uzun vadede aynı zamanda ciddi akciğer hasarı oluşturma potansiyeli unutulmamalıdır. Bu hasar korona virüsle birleşince daha tehlikeli olması kaçınılmaz. Bu nedenle tüm ülkelerden gelen bilgilerde ortak nokta ölümlerin çoğunluğu sigara kullananlardan oluştuğu yönünde olmaktadır. Ayrıca tedavisi başarılı olanların çoğunluğu sigara içmeyenlerden oluşmaktadır. Bu nedenle hızla sigara bırakılması öneriliyor.

Sigara bırakıldığında toksinlerin atılımı uzun zaman alabiliyor ve akciğer dokusunun sağlıklı hale dönmesi çok uzun zaman alıyor. Yine de ne kadar erken bırakılırsa o kadar iyi olacaktır. Bunu kolaylaştırmak ve hızlı toksin atılımını sağlamak için bizim hastalarımıza önerdiğimiz bazı destekler mevcuttur. Kullandığımız biorezonans cihazı sayesinde toksinlerden hızla arınmanızı sağlayabiliyoruz. Dokuda biriken, kanda dolaşan ve organlarımızı zorlayan toksinler özel programlar sayesinde hızla atılmaktadır. Böylece vücudun serbest radikal yükü azalarak bağışıklık sistemi de güçlenmektedir.

Beslenme ile veya sigara yoluyla oluşan serbest radikalleri çok hızlı yakalayıp bağlayan ve vücuttan uzaklaştıran önemli bir antioksidan glutatyondur. Glutatyon vücut sağlığı ve güçlü bir bağışıklık için çok önemli bir proteindir. Vücutta sürekli sentezlenir, belli yaşa kadar eksikliği görülmez. Kullanım çok fazla olursa, çevresel faktörler fazlaysa, yanlış beslenme mevcutsa, sigara ve alkol tüketiliyorsa kullanımı artar, yetersiz kalma durumu yaşanabilir. Bu durumlarda damar yoluyla verilen glutatyon serumla yapılan tedaviler eksiği hızla tamamlayarak dokuların hasar görmesi engellenebilir. Bağışıklığın güçlendirilmesi, vücudun onarımı, karaciğerin yükünün azaltılması ve gençleşme desteklenmiş olur.

Biorezonans tedavisi ile istenirse tüm toksinlerden hızla arınmak mümkündür. Hem sigara bırakılabilir hem de toksinler hızla uzaklaştırılabilir. Ayrıca bağışıklık sisteminde hızla düzelme ve güçlenme sağlanabilir. Enfeksiyon ajanlarına ve belirtilere yönelik özel programlar mevcuttur. Özel corona virüs programı sayesinde tedavi çok desteklenmekte, virüs vücutta hızla uzaklaştırılabilmektedir.